Yrd.Doç.Dr.Lütfi SEZEN - Blogcu

200'e yakın Erzurumlu şair, 100 civarında seçme Erzurum şiiri ve sadece kendi konusunda çalışan bir web sitesi. Öneri ve eleştirilerinizle çalışmamızda yer alması gerekenleri bize ulaştırmanızı temenni ediyoruz. Her şey kültürümüz için

Yani :

 

" HEPÎMÎZ BÎR TÜRKÜYÜZ"

 

Not: Şairler-Karma kısmında, hakkında fazla bir bilgiye ulaşamadığımız şâirler mevcut.

 

Bütün Hakları Saklıdır

Copyright © 2006 şahinkaçar

 

* Sitemizdeki eserlerin yayın hakkı ve sorumluluğu şair ve yazarların kendisine aittir.


**********

 

Sitemizde Neler Var?

» Ana Sayfa
» Erzurumlu Âşıklar
» Erzurumlu Şairler
» Erzurum Şiirleri
» Erzurumlu Şairler-Karma


Kaynaklar:

-Erzurum Şairleri

Hasan Ali KASIR,
-Geleneksel Türkiye Aşıklar Yarışması,Erz. Halk Ozanları Kült. Derneği Yay: 1,
-İran Türk Ed. Antolojisi 2, Yard. Doç. Dr. Ali KAFKASYALI,
-Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2, Nihad Sami BANARLI,
-Erzurum Töresi Dergisi, Sayı: 1-2,
-Yenileşme Dönemi Türk Şiiri Ve Antolojisi, Prof.Dr. Şerif AKTAŞ,
-Aşıklık Geleneği Ve Aşık Edebiyatı, Erman ARTUN,
-Erzurum'un Manevî Mimarları,M.Sıtkı ARAS,
-Son Asır Türk Şairleri 1,2,3, Mahmud Kemal İNAL,MEB,İst.1969,
-Erzurum Türküleri, Nabi BELEKOĞLU,
-antoloji.com ve erzurumlu.net ve ihya.org adlı web siteleri,
-Cumhuriyet'in 75.Yılında Erzurum adlı yıllık,
-Erzurum Türküleri Ve Nazariyatı, Kenan TUNA, Ankara,
-Tanzimat Dön. Türk Ed. Antolojisi,Şemsettin KUTLU,İst.,1981,
-Aşık Yaşar Reyhani, Basılmamış Tez, Cavit ÇOLAK,

- AYDIN Oğuzhan , ERZİNCAN’DA YAŞAYAN ÇAĞDAŞ ÂŞIKLAR, BİTİRME TEZİ, ERZURUM–2006

 


 

ERZURUM ŞİİRLERİ

 

* Bu sayfa, şair adlarına göre alfabetik olarak düzenlenmiştir.

 

   

 

 

 

Erzurum

 

                      (Salim AKÇA'ya)

Erzurum'un dağı duman gönlü hoş,
Seherlerde öter türlü çeşit kuş,
Yazı azdır tatlı serin olur kış,
Dua almış velilerden Erzurum,

Serhat şehir şehitlerle doludur,
Doğu illerinin bir tek gülüdür,
Hafızlar kuran okuyor camii doludur,
Binbir hatim okutuyor Erzurum,

Ramazanı güzel her gün vaazlar,
Vaaz coşmuş yaş döküyor hep gözler,
Bir ok gibi tesir eder o sözler,
Alimi çok dervişi bol Erzurum,

Manevi bir nazar vardır özünde,
Kışı soğuk sefa vardır yazında,
Abdurrahman Gazi yatar yüzünde,
Velilerin durağıdır Erzurum,

Palandöken Dumlu Baba çevresi,
Yüreğinde vardır düşman yaresi,
Türkiye'nin kilit nokta kalası,
Dağı taşı dolu asker Erzurum,

Ismarladım beni yazla kışına,
Gezme kardeş bu kem terin peşine,
Okudum destanın baksan yaşıma,
Gözüm ağlar gönül ağlar Erzurum,

Meftuni'den teşekkürler Salim'e
Sadık dostum vakıf olur halime,
Size karşı söz bilemem kelime,
İşte böyle dostum vardır Erzurum

 

Abdullah Odabaş / Meftunî

 

 

 

Erzurum da Bile Sen

 

Oltu çayı kızıl akıyor yine
Senden gidiyorum yar bilmiyorsun
Burası Erzurum yazında bile
Dağlarına yağar kar bilmiyorsun

Bulanık gururum şimdi paklaştı
Omuzlarım çöktü,saçlar aklaştı
Senden uzaklaştım ölüm yaklaştı
Gel artık zamanım dar bilmiyorsun

İçimde sensizlik bir volkan olmuş
Yanmak için ateş gerekmiyormuş
Bir kere aşık ol o yetiyormuş
Sensizken yüreğim har bilmiyorsun

Güneşim kayboldu,hadi sende bat
Kalbim delik deşik birde sen kanat
Ardından ağlayan ayvaya inat
Benim o hep gülen nar bilmiyorsun

Çile olmamalı senin sanatın
Ey bütün insanlık vurun kanatın
Bana merhem senin elin kanadın
Kapanmıyor yaram sar bilmiyorsun

İçimde dünyalar savaştı durdu
En son batı yanım doğuyu vurdu
Beynim şah,gözlerim kör sultan oldu
Yüreğim ortada çar bilmiyorsun

Bu kaçış kadere bile ters olur
Bu gidişten belki gönlüm ders alır
Bir gün acın biter bende hırs kalır
O gün bana güler zar bilmiyorsun

Ağlarken hep seni güldüren bendim
Bir sızın oldu mu dindiren bendim
Senin için beni öldüren bendim
İçimde bir umut var bilmiyorsun

Eğer ecel gelmez döner gelirsen
Eskisi gibiysen hala benimsen
Erzurum'a bahar olur sinersen
Burada oynanır bar bilmiyorsun
 

Abdülkadir Karaca

 

Erzurum'da Bir Çayhane Günlüğü

 

Külrengi, kırımızı ve sarı bir fırça
Gezinmiş gibidir; şimdi Erzurum
Çarşısı; pazarı, çayhaneleri...
Velhasıl sonbahar.. arkasında kar!
Yüreklerde çarpan, bir titrek hüzün
Ufuklara dalan gözlerde sevinç
Çaylara bulaşmış, bir avuç efkar! ..
Söylemesi ayıp, bir köşesinde
Her yüreğin; bir bilinmez sevda var..

Vilayete bakan çayhanede gün
Nerdeyse gençlerin elinde tutsak
Fikrin kırbacıyla dövülüp durur:

'..Niye müçtehit az, halbuki herkes
Hak bilir, yanılır… doğruyu bulur! .”

Çayı yudumlayan aksakallı can
Fikrin kırbacını sarar eline..
Gün'ü okşar, sarar, bağrına basar..

Gözleriyle toplar genç yürekleri
Bir buse kondurur titreyen An’a..
Bir çift söz mü, karanfil mi? ..bilinmez
Hediye ettiği, akla izan'a..

'Kanatlarda akan havayla uçmak
Bil ki kartalda da sinekte de var!
Ama bir sinekten bir kartala yol
Fezayı kat eden uzaklık kadar..”

Ufuklara dalan gözlerde sevinç..
Çaylara bulaşmış bir avuç efkâr! ..

 

Bir Sevda Ki

 

Şükrüne bin secdedir, Yarabbi; Erzurum’un
Bir bahar havasında, yeşil-beyaz halısı..
Kar ve çiçek yan yana; işte, ölüm ve hayat! ..
Ve gariptir, hepsinin topraktır sevdalısı...

 

Ahmet Tevfik Ozan

 

Erzurum

 

Dağında erimez karların gördüm
Nice mert yiğit erlerin gördüm
Depreşti yine sana hasretim
Gözüm açtım Erzurum seni gördüm.

Abdurrahman Gazi'de okunur ezan
Sazının teline dokunur ozan
Azizye'de durduruldu ermeni kızan
Erzurum'dur kurtuluş destanı yazan.

Hasretin bağrımı yaktı kul eyledi
Dadaşlar Hakka yol eyledi
Abdurrahman Gazi, İbrahim Hakkı niceleri
Güzel Erzurum'a hal eyledi.

İlim kokar Çifte Minareli Medresen
Üç Kümbetler, Rüstem Paşa bedesten
Tarih yatar toprağında taşında
İçtin mi suyunu Kırk Çeşmenin başında.

Unuttum sanma Yakudiye seni
Lala Paşa,Ulu Cami cezbeder beni
Kalen Erzurum'un orta yeri
Özledim Erzurum özledim seni.

Alaaddin Taşkın

 

ERZURUM'DAN ÖZETLER

Bu gün kurtuluş ,günü,
Hepimiz ettik bayram,
Şu cesur Dadaşlara,
Dünya kalmıştır hayran.

Yediden yetmişine,
Düşmana göğüs gerdi,
Namus ve vatan için,
Nice şehitler verdi.

Şaşırtmıştı düşmanı,
Cesur Nene Hatunlar,
Nacak tırpanla vurdu,
Genç ihtiyar kadınlar:

Cesurdur şu dadaşlar,
İçtiği suyundandır,
Kadın erkeği cesur,
Türklüğün soyundandır.

Koca Palandökenler,
Gözetliyor vatanı,
Eteklerine akmış
Nice şehitler kanı.

Gözü yıldı düşmanın,
Bu cesur dadaşlardan,
Kaçtı imdat istedi,
Gökte uçan kuşlardan

Eksik olmasın Dadaş,
Palandökenin kan,
Savaş harp oyunudur,
İşte meydanda Erzurum barı.

KAHRAMAN ERZURUM

Bu gün kurtuluş günü,
Her Türk bu günü bekler,
Erzurum'dan vereyim
Size kısa özetler.

Helal olsun Erzurum,
Sana verilen emek,
Atomu işittiniz.
Atom Erzurum demek..

Aşılmaz bir kaledir,
Şu dadaşla Erzurum,
Erzurum yaşadıkça
Tanrı vermiyecek zülüm .

Moskoflar hala tutar
O günkü kara yası,
Buna şahittir elbet
Erzurum tabyası..

Yırtmıştır Türk süngüsü
Makinalı ağları,
Dile gelse konuşsa
Palan döken dağları..

Çiğnemiş dadaş, geçmiş
Sivastopolla Batum,
Doksanüç fatihidir
Kahraman NENE HATUN.

Ali Temelli diyor
Sana ermez kelamlar,
Getirdik Sürmene'den
Size sevgi, selamlar..

Dünya tarihleri de
Hep Türkün hayranı,
Hepimize kutlu olsun
Bu kurtuluş bayramı..

 Ali TEMELLİ (SÜRMENELİ HALK ŞAİRİ)

 

Dadaşın Türküsü
 

Bir türkü söyle bana,
Şu dadaş ellerinden.
Dadaş misali sert
Dadaş misali mert olsun.


Çınlasın kulaklarda,
Yüz değil bin yıl sonra
Öyle yürekten söyle ki,
Duymayan namert olsun…

Bir türkü söyle bana,
Şu karlı dağların doruğunda,
Kırmızı gülün demet demet olduğu
Yayla yolunda…
Dinlesin Palan seni,
Coşsun Aras sesinle,
Erisin buz tutan yürekler,
Senin “Mükerrem” nefesinle.

Halen daha göç göç olur yollar,
Humakuşu yine uçar başımda.
Ve halen daha ayakları yan basar
Sarhoşluk var dadaşımda.

Güzeller bezenmiş toya giderler,
Öyle bir güzellik ki akan su durur,
Dadaşımın yüzünde keskin hançerler,
Yiğitlik mührünü tarihe vurur.

 

Alp Aydın

 

PAZARYOLUM

Ey ana kucağı, ey Pazaryolu
Benliğini saran fistan gibisin
Zevk verir her yanın bereket dolu
Gönülden gönüle destan gibisin

Çoruh akar gider, serpilir suyu
Sen ona nisbetle, umman gibisin
Bıraktım gafleti, attım uykuyu
Kör geceme kandil, çıra gibisin

Anonim

 

OLTU TAŞI

 

Mücevherinin deterinde
Sayılıyor oltu taşı
Küpe tesbihi her yana
Yayılıyor oltu taşı

Dutlu Güllüceden gelir
İmalatcı onu alır
Pipo agızlık ondan olur
Oyuluyor oltu taşı

Camii yapmış gelip görsez
Sanatkara deyer versez
Vitirinde sazı sorsaz
Diyoliyor oltu taşı

Paha yok hükam taşına
Bak kolyanın nakışına
Eldeki yüzük kaşına
Koyuluyor oltu taşı

Hepsi oltu iş hanında
Merkez camisi yanında
PERVANİNİN destanında
Duyuluyor oltu taşı

 

AŞIK FEYZULLAH PERVANİ

 

Bir Han Köşesinde Kalmışım Hasta
 

Bir han köşesinde kalmışım hasta
Gözlerim kapalı kulağım seste
Kendim gurbet ilde gönlüm heveste

Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver

Erzurum dağları duman dildedir
Başım yastıktadır gözüm yoldadır
Aslı hayın yardır adam daldadır

Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver

Erzurum dağları kardır geçilmez
Gizli sırlar her adama açılmaz
Ayrılık şerbeti zehir içilmez

Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver

Felek sen mi kaldın bana gülecek
Akıttın göz yaşım kimler silecek
Kerem'e dediler Aslı'n gelecek

Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver

 

Aşık Kerem

 

ERZURUM’UN KURTULUŞU
 
Vatanım, meskenim Erzurum İli,
Sizi tamir eden ellere kurban.
Mutlaka emretmiş büyükler dili,
Onların gezdiği yollara kurban.
 
Etrafın hisardır, dört kapın vardır,
Düşmanın sokmazsın, bu sana ardır,
Bilirim yardımcın Perverdigardır,
Süngünle hücum et, kollara kurban.
 
Palandöken, Dumlu etrafın almış,
Kahraman dadaşın düşmana dalmış,
Bu yurdun onlardan hediye kalmış,
Vatana can veren kullara kurban.
 
On iki Mart günü düşmanı sürdük,
Her yerde kavuştuk, leşini serdik,
Biz bir ateş, o kar, onu erittik,
Boğarak götüren sellere kurban.
 
Ölürüm ben vermem yurdumu her an,
Göğsümüz kabarmış, doludur iman,
Sererim düşmanı, her yer olur kan,
Gözümü çıkaran millere kurban.
 
Şark ili miftahı, kilidi sensin,
Kahraman Mehmetçik senle güvensin,
Biz senin evladın, sen bir ninesin,
Başında ağarmış kıllara kurban.
 
Püryana bir nüsha yazın, gönderin,
Yalnız kalmışım, gitsin kederim,
Orada sakindir peder, maderim,
Hısım akrabaya, ellere kurban.
 
Aşık Mansur
 
Kaynak : Saim SAKAOĞLU; Doğu Anadolu’daki Mezalimin Aşık Edebiyatına Yansıması;
                Türk Kültürü Dergisi; Kasım 1996; Sayı : 403; s. 682-683
 

HASANKALE'NİN

Muhteşem Kalesi göğe ser çekmiş
Çelikten her yanı Hasankale'nin
Etrafında yüce dağlar set çekmiş
Kudretten planı Hasankale'nin

İç Kale'de bülbülleri ötüşür
Ovasında türlü mahsul yetişir
Çiçek, çimen birbirine karışır
Hoş kokar Gülşanı Hasankale'nin

Güneyinde Kıble Dağı yükselir
Batısında Karga pazarı gelir
Kuzeyinde Hasan Dağı yükselir
Pasinler tabanı Hasankale'nin

Bahçeler yeşillik, tertemiz hava
Övmüş halk eylemiş Hazreti Mevla
Kaplıcaları var, her derde deva
Suyunda Lokman'ı Hasankale'nin.

Her yerde tanınır güreşten yana
Sahne olmuş nice çok pehlivana
Her yaz güreş başlar bütün her yana
Açıktır meydanı Hasankale'nin

Türkiye'de şampiyondu bir zaman
Çok pehlivan yola vurdu o meydan
Ethem, Bahşi, Mevlit, Muhis Pehlivan
Geçmişte arslanı Hasankale'nin

Şehit mezarıdır yeşilyamaçlar
Yapmış nice muhabere savaşlar
Osmanlı Devleti oradan başlar
Tarihte var şanı Hasankale'nin

Büyük Efe Muhammed Lütfi'si var
Tanınmış evliya, üleması var
Dünya tarihinde hülasası var
Öyküsü destanı Hasankale'nin

Ezelden meşhurdur bülbülü şaki
Şakir'in mescidi Zakir'e saki
Büyük Mütefekkir İBRAHİM HAKKI
Payidar Sultanı Hasankale'nin

Güzelim sedası turnanın teli
Aşkın rüzigarı, Aşık'ın seli
Bülbülü öğretmen Faruk KALELİ
Müzikte şöleni Hasankale'nin

Aşık ruhlu yoktur insanı gibi
Koca Şair NEF'Î destanı gibi
Yetişmiş bağrına GÜLHANİ gibi
Nice aşikanı Hasankale'nin

 

KALE SENSİN

Layıkın var methedeyim Kale senin
Baştan başa seyran ettim her yanın Kale senin
Minareler ser çekmiştir hâfızlar ezan okur
Her camide hoş okunur Kur'anın kale senin

Evliyalar dolaşmıştır yolların isbat eder
Şeyh meşaik doludur illerin isbat eder
Misafirperveri gördüm güllerin isbat eder
Hakkı İbrahim Hazreti sultanın Kale senin

Şifalı suların vardır derman olur yaraya
Bir kalem var Zakir Şakir ayak bastı oraya
Her bir yerden gelen şair şiir yazdı buraya
Çobanoğlu'ndan yadigar destanın Kale senin

Aşık Murat Çobanoğlu

 

Erzurum Methiyesi

Sana canım kurban Dadaş diyarı,
Açıktır er meydanın Erzurum
Senin namın dağılmıştır dünyaya,
Şerefin, şöhretin, şanın Erzurum.

Yüce Palandöken almış yanını,
Herkes görmek ister aç arslanını.
Ilıca'da fabrikanın dumanı,
Önünde kalkandır Kanın Erzurum.

Gören var mı Erzurum'un dengini?
Dağlar kanımızdan almış rengini,
Yâd edelim doksan üçün cengini,
MoskofJarı boğdu kanın Erzurum.

Nene Hatun satır ile kavgada,
Tekbir nidaları döner havada.
Kan leşi kaldırdı Aziziye'de,
Şimdi belli bir nişanın Erzurum.

Dadaşları müpteladır savaşa,
Düşmanın bağrını yakar ateşe,
Hücum emri verdi, ol Muhtar Paşa,
Dili polat kumandanın Erzurum.

Bütün dünya seni görmek arzular,
Kan, ile yuğrulmuş, dağlar, yazılar.
Vatan için cenge girer gaziler,
Nurda yatar şehidanın Erzurum.

Dadaşların göğsü zincir, gümüştür,
Eli kanlı kılıç, yumruğu taştır.
Gözü şimşek, damarları ateştir.
Meşhur olur kahramanın Erzurum.

Alimlerin uygun ilmi Arapça,
Müminlerin, camide döner mihraba,
Abdürrahman Gazi, Nur Habip Baba,
Yatağısın evliyanın Erzurum.

Senin vasfın eder Erbabı diller,
Sende sürur duyar gamlı gönüller,
Yazın yaylalara çıkar güzeller,
Huri soylu nevcivanın Erzurum.

İlahi, dilerim senden niyazı,
Keremler kânısın, kabul et nazı,
Gösterme yurduma istila yüzü,
Serhaddıdır Türkiye'nin Erzurum.

Tanrı bu devranın etsin berkarar,
Dadaşlar beldesi bu eşsiz diyar,
Ben gitsem dünyadan kalsın yadigâr,
Ruhani'den bu destanın Erzurum.

 Aşık Ruhani

 

VURGUNUM

Ne güzel toplantı, ne güzel alem
Pasinler'in seyranına vurgunu
Çekilir Ezanlar okunur kelam
Hem bayramı kurbanına vurgunum.

Sorsan bile dile gelir hem toprağı hem taşı
Erenlerin sofra açmış gözden dökmüşler yaşı
Akkoyunlu Uzun Hasan sende yapmış savaşı
Neşe ile alkışlanan başramına vurgunum

Alyanoğlu kadar çekip asla düşme sen yasa
Şakir Zakir Hakkı Sultan ellerinde bak asa
Destanım Kulüp Başkanı hem Hocamız Halis'e
Böyle gelip böyle geçen devranına vurgunum.

Aşık Rüstem Alyansoğlu-Selim Kars

 

HASANKALESİ

Ben aşıkım seni gördüm şad oldum
Yazdım bu destanı HASANKALESİ
İçime aşk doğdu hem abad oldum.
Bahşettim ünvanı HASANKALESİ

Asla tükenir mi aşıkın derdi
Şairler üstadı Nef'inin yurdu
Hakkı Sultan sende divanlar kurdu
Erenler meydanı HASANKALESİ

Seyrangâhtır her tarafı sefadır
Halkın halim suyun derde devadır.
Çermiklerin hastalara şifadır
Dertlerin Dermanı HASANKALESİ

Ozan Şeref destan söyler merdinden
İyilik gördüm toplumundan ferdinden
Çıldır'dan selamlar Şenlik yurdundan
Kaleler sultanı HASANKALESİ

Ozan Şeref Taşlıova-Natuki (Kars-Çıldır-Gülyüzü)

 

BAKİDİR İSLAM’IN ŞEREFİ ŞANI
  
Bakidir İslam’ın şerefi şanı,
Asi olma böyle hannas Ermeni.
Hiç kalmaz yanında Türkler’in kanı,
Alır, koymaz sende kısas Ermeni.
 
Rus yerine geçtin vurdun darbeler,
Başımıza neler getirdin neler,
Ordumuz gelince ettin tövbeler,
Şimdi azdın, yok mu Asvas Ermeni.
 
Kahbe İngiliz’e sen bel bağladın,
Kars Eli’ni oda yaktın, dağladın,
Kış günü köylere topu bağladın,
Kırdın çoluk çocuk hep nas Ermeni.
 
Boş buldun meydanı “ Arslanım” dersin,
Silahsız İslam’ı talar da yersin,
Mevlam tez günlerde belanı versin,
İçersin ağuyu tas tas Ermeni.
 
Türk’ün namı aziz, duası Halil,
Bunu bilmeyenler olur har, zelil,
Sana olmuş vahşi Taşnaklar delil,
Çürüktür temelin, esas Ermeni.
 
Kars, Zarşat, Şüregel öksüzdür sanma,
Azgın keşişlerin sözüne kanma,
Erzurum, Erzingan adını anma,
Eyleme beğliğe havas Ermeni.
 
İtikadın bozma, bak Yaradan’a,
Fırsat böyle kalmaz, döner zamane,
Düşersin ayağa, deste, damana,
O zaman et sonun kıyas Ermeni.
 
Erzurum Pasin’da bekliyor ordu,
Emir çıkar, gelir kurtarır yurdu,
Sefil der atarız veremi, derdi
Yakında oluruz halas Ermeni.
 
Aşık Sefil
 
Kaynak : Saim SAKAOĞLU; Doğu Anadolu’daki Mezalimin Aşık Edebiyatına Yansıması;
                Türk Kültürü Dergisi; Kasım 1996; Sayı : 403; s. 679-670.

 

DADAŞ EMİCE

Çevirmiş yüzüme dökük yüzünü
Bakıyor derinden dadaş emice
Alev alev yüreğinin közünü
Yakıyor derinden dadaş emice.

Yaşı yetmiş işi bitmiş demişler
Malın mülkün satıp savıp yemişler
Ne altını kalmış ne de gümüşler
Çıkarmış elinden dadaş emice

Koroğlunu koymuş çok erken gora
İçini yakıyor bir derin yara
Bakmak için yapmış oğullar sıra
Çekiyor gelinden dadaş emice

Dadaş emi gavurboğan yiğidi
Bir zamanlar ağa idi beğ idi
Şimdi alır namertlerden öğüdü
Doğrulmaz belinden dadaş emice

Hasta olsa doktor ilaç bulamaz
Dizleri sızılar çare bilemez
Canı dolma çeker kıyma bulamaz
Ah eder derinden dadaş emice

Felek muhtaç etmiş bir kez namerde
İnmiş gözlerine kapkara perde
Nerde eski dadaş bu dadaş nerde
Kahrolur zorundan dadaş emice

Dayanağı yalnız bir kırık baston
Yaslan kuru dala yaslan ha yaslan
Görmemiş bir vefa kardaştan dosttan
Söylemez arından dadaş emice

Her evinde bu ilin bir dadaş vardır
Emimin hanesi kabirden dardır
Her seher ağlayan TOKMAKÇIM odur
Ses umup yarandan dadaş emice !

 Aşık Tokmakcı

 

ERZURUM

Aşıklar Diyarı Erzurum ili,
Emrah'ın aşından tadanlar bilir.
Cennet Pınarı'nın zemzem suları,
Katre katre suyun yudanlar bilir.

Palandöken erken alır güneşi,
Kükrer yiğitleri, coşar dadaşı,
Çiçekli,çimenli Dumlu'nun başı,
Çekip yaylasına gidenler bilir.

Veysel der dağları yiğitler bekler.
Şehitler karnında açar çiçekler.
Yeryüzünde olan her türlü renkler.
Saf boyasın tespit edenler bilir.

ERZURUM  DUMLU DAĞI'NA
  
Sordum Erzurum’un Dumlu dağına,
Niçin akar gözlerinin yaşları?
Palandöken denen dert ortağına,
Niçin akar gözlerinin yaşları?
 
Ben Dumlu Dağıyım, içim sızlar,
Benim için çok savaştı gaziler,
Gelinler dul kaldı, yetim kuzular,
Durmaz akar gözlerimin yaşları.
 
Silip gözyaşların kurutmadın mı?
Ölen şehitlere yas tutmadın mı ?
Harb-i umumiyi unutmadın mı ?
Niçin akar gözlerinin yaşları?
 
Karışır gözyaşım Fırat’a, Şat’a,
Nehir olur gider, iner Bağdat’a,
Basra körfezinde erer murada,
Durmaz akar gözlerimin yaşları.
 
Bunca şehitlerin mezarı hani?
Nic oldu uğrunda dökülen kanı?
Göster nişanını, teskin et beni,
Niçin akar gözlerinin yaşları?
 
Şehitler kanından güller, çiçekler,
Her yıl açmak için mayısı bekler,
Kokusundan mest oluptur melekler,
Durmaz akar gözlerimin yaşları.
 
Erzurum’dan akar Cennet pınarı,
Palandöken gülmez, nedir efkarı?
Kalkmaz mı başının dumanı karı?
Niçin akar gözlerinin yaşları?
 
Ben Palandöken’in, hem de gaziyim,
Kalem verin dertlerimi yazayım,
Çalar, ağlar aşıkların sazıyım,
Durmaz akar gözlerimin yaşları.
 
Ben bir TÜRK oğluyum, VEYSEL’dir adım,
Korkmaz, yılmaz, ulu TÜRK’tür ecdadım,
Ne yazık ki yurt uğrunda ölmedim
Durmaz akar gözlerimin yaşları.
 
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
  
Kaynak : Saim SAKAOĞLU; Doğu Anadolu’daki Mezalimin Aşık Edebiyatına Yansıması;
                Türk Kültürü Dergisi; Kasım 1996; Sayı : 403; s. 681-682.
 

ERZURUM OY, VATANIM OY

Bilmem kadir mevlam bize ne oldu?
Esti bir rüzgar, rengimiz soldu.
Yeşil sulu göller, sunasız kaldı.
Köşkü viran olan Erzurum oy oy...

Hanelerden siyah duman çıkıyor.
Otlar yanıp insan eti kokuyor.
Derelerden şehit kanı akıyor.
Çevresi kan olan Erzurum oy oy...

Arabam sürüldü bağlar ardına,
Yavrum ağlar, vatanımın derdine,
Kükresin Mehmedim, gelsin yardıma.
Hali yaman olan Erzurum oy oy

Reyhaniyim, yaralandım yaslandım.
Evim yandı, bu kayaya yaslandım.
Vatan gitmiş imdat diye seslendim.
Bu gün öksüz kalan Erzurum oy oy...

 

Koşma

 

Geldi geçti bir Reyhani,
Gören olmaz Erzurum'da.
Kara taştaki mercanı,
Kıran olmaz Erzurum'da.

Can emanet veren alır.
Ecel görünmezken gelir
Mezarım gurbette kalır
Soran olmaz Erzurum'da.

Erbab-ı mana çarkına
Gör kemali aşk arkına
Emrahlar geçer, farkına
Varan olmaz Erzurum'da.

Mezar olur beden beden
Sesleri gelmiyor neden
Mâna derken onikiden,
Vuran olmaz Erzurum'da.

Havada yumurtlar huma,
Kim der vebali boynuma
Sazcı derler tabutuma,
Giren olmaz Erzurum'da

Abide yaptılar kimi,
Reyhani dinle vasfımı
Benim ise mazarımı
Ören olmaz Erzurum'da.

 

Aşık Yaşar Reyhani

 

ERZURUM’A GAZEL

Nevcivanı nazperver bir mekândır Erzurum,
Didei uşşaka kuhli isfahandır Erzurum.

Şirpeyma hibler destin gezer peymanesi,
Bir mücessem şehri işret-aşiyandır Erzurum,

Anda çok Servi Revanlı, Ardahanlı huplar,
Kandihar güftar ile sükkerfeşandır Erzurum,


Nazenin şirandır, amma ki şiri azdır
Tıfl-ı aşka daisi az müşfikandır Erzurum!

Bay eder yoksulları sermaye ile serma ile,
Berfü baranı belayı Asumandır Erzurum.

Lik yoktur, ehli dil gelse severler beldedir,
Bazı ehli şevka darı imtihandır Erzurum.

Anda bir zat var ederse fahrı anında eylesün,
O şerefle Zihniya duri cihandır Erzurum.

Bayburtlu ZİHNİ
 

Erzurum Dağları Kar İle Duman
 

Bir bant dinliyorum yüreğim yanık,
Bir bant dinliyorum dünyam bulanık.
Radyom neden böyle davul zurnalık?

“Erzurum dağları kar ile duman
Yüreğimi aldı dert ile verem.'

Gazi Palandöken bu muydu düşüm?
Beynimi karnında taşıyor başım,
Kutsal toprağıma düştü, DADAŞım.

“Sizde bulunmaz mı bir kurşunkalem
Yazam arzuhalim, yare gönderem.'

Genci ihtiyarı kucak kucağa,
Analar bebeler girdi toprağa,
Taş, toprak yığarak üçbin ocağa,

“Erzurum dağına kara giderim
Ayvayı bırakıp nara giderim.'

Dilim tutuk değil, soramıyorum,
Ben benim yaramı saramıyorum,
Bu nasıl kâbus ki yoramıyorum?

'Bu yerin güzeli vefalı değil,
Vefası bulunan yara giderim.”

1983

Bedihi Kazım Nasuhbeyoğlu

 

ERZURUM'DA YAZ AKŞAMI

İki mevsim iç içe, bir gözde iki bakış;
Yaz eteklerde kaldı, göründü başlarda kış;


Tepelerde eflatun, mor, al bir kar başladı;
Tepeler omuz omuza bir ağır bar başladı.


Ağır aksak, belirsiz, bir ileri- bir geri.
Arıyorlar neşeği, eziyorlar kederi.


Bulut bayraklarını geriyor ufka zafer.
Minareler oynayıp, kubbeleri dövseler,


Kerpiçler yer verecek ürperip devrilecek,
Oynatacak her mezar taşını bir zemberek,


Hayat silkip atacak şu ölüm denen yası
Ve raksa kalkacaktır Aziziye Tabyası...


Tarihin sinesinde yatmış, uzanmış şehir,
Temur Ağa Barı'nın uzun vakfesindedir.


iki davul gümbürtüsü onu yerden olacak
Dikliğine dik bağlar bile hayran kalacak!


Kalk Dumlu'dan aş artık, kalk Kop'a doğru şahlan
Ey kapaklanmış yatan toprak renkli küheylan.


Kimse bilmez durgunluk hızlanışa alamet
Bekleme kıyameti,malul gazi, kıyam et!


Toprak kümelerine baktıkça ey Erzurum;
Topraktan yoğrulan ilk ceddini anıyorum.


Bil ki, ilmi irfanı garpli olan bu başın;
Kanı bir Dadaşındır,yüreği bir Dadaşın.


Tek devadır bu yanan anlıma Kop'taki kar
Hislerim sürü sürü Pasin Ovasındalar.

 

ERZURUM

Minareler oynayıp kubbeler dursalar,
Kerpiçler yer verecek ürperip devrilecek,
Oynatacak her mezar taşını bir zemberek,
Hayat silkip atacak şu ölüm denen yası,
Ve raksa kalkacaktır Aziziye Tabyası.
Renkten merdivenlerle, tarhlarla Palandöken,
Bir mücessem tılsım, Allah'a doğru çeken
Bütün tarih boyunca ayakta duran şehir,
Temirağa Barı'nın uzun vakfesindedir.
İlk davul gümbürtüsü onu yerden alacak,
Dikliğine dik dağlar bile hayran kalacak.
Kalk (Dumlu'dan) aş artık, kalk Kop'a doğru şahlan,
Ey kapaklanmış yatan toprak renkli küheylan.
Bilmezler bu durgunluğu, hızlanışa alamet,
Bekleme kıyameti, malûl gazi kıyam et.
Toprak kümelerine baktıkça ey Erzurum
Topraktan yoğrulan ilk ceddimi anıyorum.
Belki ilmi, irfanı garplı olan bu başın,
Kanı bir Dadaşındır, yüreği bir Dadaşın.
Tek devadır bu yanan alnıma Kop'taki kar,
Hislerim sürü sürü Pasin Ovası'ndalar.

 

Behçet Kemal Çağlar

 

ERZURUM TABYALARINDAN

 

Bir şimşek çakıyor, yine bir şimşek
Çakıyor Erzurum Tabyalarından!
Dizilmiş Nâmeler, Nineler tek tek
Bakıyor Erzurum Tabyalarından

Yediden yetmişe tek vücut, tek can;
Erzurum bir sevda, Erzurum vatan!
Taptaze bir yara gibi hep o kan,
Akıyor Erzurum Tabyalarından

Bu sevda bir sel ki teşnedir kine,
Bir kez kabardı mı sığmaz bendine..
Bu sevda yıllardır bizi kendine
Çekiyor Erzurum Tabyalarından

Ahmet Muhtar Paşa’m, al bizi yürüt!
Küffarın kökünü yeniden kurut!
Dün bugün misali hâlâ kan barut,
Kokuyor Erzurum Tabyalarından

Dadaşıma artık, ha ateş ha kar,
Burada savaşın adı “Kanlı bar”
Ovaya sis değil mücahit ruhlar
Çöküyor Erzurum Tabyalarından

Gökler alev alev yer bayrak bayrak
Ya şu ufuklara, şu dağlara bak
Bu gece dünyaya başka bir şafak
Söküyor Erzurum Tabyalarından

Bekir Sıtkı’m şaşma nice bir tarih!
Gündüzü bir tarih gece bir tarih;
Destanı sen değil koca bir tarih
Okuyor Erzurum Tabyalarından.”

 

Bekir Sıtkı Erdoğan

 

YEŞİL İSPİR'DE

Mescit Dağı'ndan doğar Bayburt'u dolaşır,
Çoruh bir hoş akar Yeşil ispir'de,
Dere çaya, Çay Çoruh'a karışır,
Bağ, bahçeyi yıkar yeşil ispir'de,

İnsanı çalışkan, toprağı dardır,
Bu elde kalıp da geçinmek zordur.
İspir'liye gurbet kaderde vardır.
Bol gurbetçi çıkar Yeşil İspir'de

Bir yanı Bayburt, bir yanı yusufeli
Otuz yıldır bitmez Erzurum yolu
Devletin buraya yetmez mi kolu
Sorumsuzluk sıkar Yeşil ispir'de

Halkın yüzde yüzü Müslüman
Bir tane bölücü-yıkıcı yoktur
Selçuklu'dan beri sicili paktır
Melik gazi yatar Yeşil İspir'de

Bir zamanlar yüz altmış köyü vardı
Gurbet, halkı toprağından kopardı
Pek çok köy kilidi kapıya vurdu
Güneş mahzun batar Yeşil ispir'de

Millet göç ediyor köyden şehirden
Numune kalmamış sürü nahırdan
Kaval sesi duyulmuyor bayırdan
Bağlarım yas tutar Yeşil ispir'de

İspir'i terkeden bakmazsa geriye
Kimse gitmez panayıra deriye
Yaylaları terkedince yörüğe
Hayvancılık biter Yeşil İspir'de

Kan kavunu vardı Hunut'un dutu
Meşhurdur cevizi, balı, ar sütü
Firuze madeni sihirli kutu
Asırlardır yatar Yeşil ispir'de

Yetişen mahsule pazar bulunmaz
Derdini yazacak yazar bulunmaz
Bir gün de gelir ki mezar bulunmaz
Bu ar bize yeter Yeşil ispir'de

Çoruh'a barajlar kurulmuş olsa
Toprağa zümrüt bağ vurulmuş olsa
İspir'li, İspir'e sarılmış olsa
varlık dosta yeter Yeşil İspir'de

Terk eylemeyelim yolu, töreyi
Unutma hemşehrim cennet yöreyi
Vatan hepimizin, sevgi durağı
Bizi sağlam tutar Yeşil İspir'de

El ele verelim birlik olalım
Her sahada bir araya gelelim
Göçe yoksulluğa çare bulalım
Gurbet hasret biter Yeşil İspir'de

Binvar der ki gurbet akşamlarında
Gözüm yok yalan dünyanın varında
Ölüresem koymayın el diyarında
Anam, atam yatar Yeşil İspir'de

Binvar KURBANOĞLU

 

 

BEN DADAŞIM

 

Mertlik denildi mi ben gelirim akla

Mekânım Erzurum, Erzurum yayla...

Yiğitten yiğidim erden de âlâ

            Ben Erzurumluyum, dadaşım dadaş!

            Palandöken kadar yücedir bu baş.

 

Palandöken gibi başım dumanlı

Yayla çocuğuyum, mert delikanlı

Ben ölümden korkmayan, ben dokuz canlı

            Ben Erzurumluyum, dadaşım dadaş!

            Kalleşe düşmanım, mazluma yoldaş.

 

Davul-zurna sesi nabız atışım

Harbi hatırlatır o bar tutuşum

Hırçın rûhum gibi sertçedir kışım

            Ben Erzurumluyum, dadaşım dadaş!

            Benim ile oyun olmaz arkadaş.

 

Dünyaya hükmeden dirâyet bende

Şecaat, basîret, ferâset bende

Ben mert oğlu merdim, hâmiyyet bende

            Ben Erzurumluyum, dadaşım dadaş!

            Hem gönül ehliyim, hem ehl-i sırdaş.

 

Ben, Bilge kağan, Alparslan neslindenim

Savaşlar mezarım, bayrak kefenim

Vatana kurbandır fani bedenim

            Ben Erzurumluyum, dadaşım dadaş!

            Canım yine ister  kutlu bir savaş.

 

Ben, çatma kaş, şahin bakışlı dadaş

Ben kefeni kanla nakışlı dadaş

Ben, tarihten daha da yaşlı dadaş

            Ben, Erzurumluyum, dadaşım dadaş!

            Dadaş demek, büyük demektir gardaş.

 

Doru at üstünde bir babayiğit

Gözler çakmak çakmak, elinde cirit

Fır döner meydanda aslan mücahit!...

             O, Erzurumludur, dadaştır dadaş!...

             Bu CAN da dadaştır, bilesin adaş.

 

CAHİT CAN

 

Erzurum

Yıllar ile yollar ayırdı bizi,
Hasretinden divaneyim Erzurum.
Sevgin yüreğimde dinmeyen sızı,
Yabanda bir viraneyim Erzurum.

Delikanlılığım, gençliğim sensin.
Soluduğun nefes, içtiğim sensin.
Düşümde, kuş olup uçtuğum sensin.
Kanat çırpıp konamadım Erzurum.

Nice evliyalar devran eyledi,
Ne güzeller sende seyran eyledi,
Göreni kendine hayran eyledi,
Lezzetine doyamadım Erzurum.

Soğuğun bir başka, buzun bir başka,
Sohbetin bir başka, sözün bir başka,
Baharın bir başka, Güz’ün bir başka,
Kar olup dta yağamadım Erzurum.

Sevdan ile sarhoş dönüyor başım,
Elinden olaydı ekmeğim, aşım.
Elliye yanaştı burada yaşım,
Piştim amma yanamadım Erzurum.

Yağmur olam, rüzgâr olam, kar olam.
Düğün olam, dernek olam, bar olam.
Kara gözlü bir güzele yar olam.
Dedim amma olamadım Erzurum.

Arifleri dergahında tok gördüm.
Cahilleri bargahında yok gördüm.
Ahu gözlü bir dilberi çok gördün.
Derde deva bulamadım Erzurum.

Celal ODABAŞ

 

PASİNİM BENİM

Doğu'nun Parisi Hasankale'si
Dünyalar güzeli şirin ovası
Şifalı kaplıcalar suyu, havası
Evliya diyarı Pasinim benim.

Nice hastalara şifadır suyun.
Hikmeti Hûda bilinmez sırrın.
Her halinle her şeyinle güzelsin.
Evliya diyarı Pasinim benim.

Dayamışsın sırtını Hasan Baba'ya.
Kalp karargah olmuş Nazlı Baba'ya.
Sitemkar eylemiş Kerem sılaya.
Asfiya diyarı Pasinim benim.

İlmi irfani keşfidü cihan
Hakkı Hazretleri takdire şayan.
Şöhret'ten uzak Lütfi'ye güman.
Asfıya diyarı Pasinim benim.

Ne hikmetse doyum olmaz çayına
Araştırma konusudur beyine
Deli çermik şifa Köprüköy'ünde
Kaplıca diyarı Pasinim benim.

Lavaş ekmek damga vurmuş çağlara
Yabancılar hayran olur bağlara
Alabalık türkü olmuş ağlara
Dadaşlar diyarı Pasinim benim.

KARA KIŞI

Erzurum'un kışı ağır
Sobalar yanmaz sağır
Al eline boru bağır
Erzurum'un kara kışı

Ne kömür dayanır buna
Üşüyoruz dona dona
Tipi değil herhal bora
Erzurum'un kara kışı

Sokaklar kar çıkılmıyor
Buzlar kaya çözülmüyor
Saçaklardan uzanıyor
Erzurum'un kara kışı

Çıkılmaz dağa bayıra
Allah gamımı kayıra
Gelini kızdan ayıra
Erzurum'un kara kışı

Dokuz ay baca kürürler
Şaldan kurşaklar giyerler
Nineler pattik örerler
Erzurum'un kara kışı

Çekilmez oldu yaşamak
Çoğu der ki üçü sağnak
Keten köynek şalvara bak
Erzurum'un kara kışı

 

EKREM BAKIRCI

 

KOŞMA

 

Sabahtan uğradım ben bir fidana
Dedim mahmur musun, dedi ki yok yok
Ak elleri boğum boğum kınalı
Dedim bayram mıdır, dedi ki yok yok

Dedim inci nedir, dedi dişimdir
Dedim kalem nedir, dedi kaşımdır
Dedim on beş nedir, dedi yaşımdır
Dedim daha var mı, dedi ki yok yok

Dedim Erzurum nen, dedi ilimdir
Dedim gider misin, dedi yolumdur
Dedim Emrah nedir, dedi kulumdur
Dedim satar mısın, söyledi yok yok

 

Erzurumlu Emrah

 

YAŞANAN GERÇEK BİR ANI : ERMENİ MEZALİMİ

 

Yaşar ÜNAL

 

Ermeni mezalimini o dönemde bizzat yasayan babasından ve babaannesinden dinleyen, dinlediği zulümü şiir haline getirip yazan rahmetli büyüğümüz edip, yazar, avukat Fahrettin Gülseven'in anısına okurlarımıza sunuyorum. 

Bu şiir son zamanlarda Türk tarihini karalamaya çalışarak, yanlış yorum yapan kişilere sert bir tokat olacaktır.

Büyükannem Makbule Hanım'la, kardeşleri Tevfik ve  Şükrü Beyler
ve babam Sabri GÜLSEVEN' in ruhlarına ithaf olunur..


Büyükanne, niçin böyle ağlarsın,
Her 12 Martta yasa batarsın?
İşgal felaketini bana anlatsan,
Derdime derdinden bir nebze katsan
Ah! Ciğerparem, dur anlatayım
Başımdan geçeni bir bir sayayım:
İstila etmişti buraya Ruslar
Olmuştu dünya hepimize dar,
Gönüller elemli, gözler kan ağlar
Esaret zinciri dadaşı bağlar.
Bir soysuz, düşmana ihbarlar etti,
Kardeşim Şükrü' yü zindana itti.
Türkler hesabına casus dediler,
Şükrü'nün başını böyle yediler.
Asılmadan önce ne metin idi
"Suçum yoktur, Allah için bilé dedi.
O, baş verirken millet uğruna
Düşmedik asla ye'sin ağına.
Niçin duruyorsun, ne oldu sana?
Başladığın şeyi hep anlatsana
 Gözüm kararıyor, içim yanıyor
Kalbim o günleri bugün sanıyor.
İşte yavrum çile bitmediğinden,
Düşmanlar yurdumdan gitmediğinden,
Tebessüm kayboldu gül yanaklarda,
Dumanlar kesildi tüm ocaklarda.
Ermeni'nin zumlu saymakla bitmez,
İçimizdeki kin zamanla sinmez.
Kordan bir kıvılcım göğsünde sakla,
İnsanlık durdukça zumlu unutma.
Şükrü'nün acısı dinmeden daha
Kardeşim Tevfik'i verdim toprağa.
Acının üstüne acılar geldi
Babanın durumu kalbimi deldi.
Ermeniler hapsetti, halkı camilerde
Kardeşim Tevfik kaldı Köseömerde.
Sabri dayısını bulayım derken,
Yakayı ele verdi, bir sabah erken.
Erkekler camiden nakledildiler
Osman Ağanın evinde hapsedildiler.
Burada başladı; zulüm, işkence,
Şehrin üstüne çökmüştü gece.
Her öğün muntazam dayak yediler,
Bir yudum suyu rüyalarda gördüler.
Sabri'nin ateşi kızgın kor idi;
Yediği her yumruk bu ateşte eridi.
Burada mukaddesat çiğneniyordu,
Türklük gururu inciniyordu.
Haksızlık karşısında susmadı Sabri'm
Bu işkencelerde korudu O'nu Rabbim.
Üç günün sonunda bir grup insan
Evden ayrılarak götürüldüler
Kavak kapısında öldürüldüler.
Tevfik'le Sabri de bu grup ile
Birlikte gitmişti Kavakkapıya
Kapadılar hepsini bir tek odaya
Çağrıldı dışarıya iki masum Türk
Pencereden gördüler: silahlar Türk'e dönük.
Akıbet geldi başa iki Türk şehit oldu,
Bu zulüm karşısında yürekler gamla doldu.
İki kişi daha gelsin demişler,
Barakadakiler yemin etmişler,
Çağrılan çıkmayınca başlamış yalım ateş,
Kahramanlıkta her Türk birbirine olmuş eş.
Yere kapaklanarak hücumdan korunmuşlar,
Bir ok gibi gerilip düşmanları vurmuşlar.
İlk hücumda alınmış düşman elinden silah,
Yardım etti onlara ancak Hazreti Allah.
Birkaç tüfek önünde derhal panik başladı,
Kurşunlar bitince de düşman taşla haşlandı.
Türkler bu hücumda birkaç şehit verdiler,
Hakkın divanına şan şerefle erdiler.
Of! İşte o gün, Tevfik; elde tüfek giderken
Bir düşman kurşunu ile bacağından vurulmuş,
Tabyaların dibinde yarasını silerken,
Sabri'me öğüt verip, O'nu bağrına basmış,
"Din için, millet için ölüm şereftir elbet,
Benim nöbetim bitti, nöbet sendedir elbet"
Diye Tevfik orada ruhunu teslim etmiş,
Sabri yolu şaşırıp ateşe doğru gitmiş,
Kurşun yağmuru altında yavrum çaresiz kalmış,
Bulduğu bir çukurda kendisini saklamış.
Ertesi gün ordumuz şehri düşmandan aldı,
Sabri'm ikindiye dek karlar altında kaldı.
Türk askeri Sabri'mi bulup eve getirdi,
Acıklı hikâyeyi bu suretle bitirdi.
Uzun tedavilere rağmen ayağı sakat kaldı,
Ümidim, dayanağım yalnız Sabri'm vardı.
Şimdi anladın mı neden ağlarım,
12 Martlarda yasa batarım..


Av. Fahrettin GÜLSEVEN

 

Kaynak : Palandöken Gazetesi Arşivi - Erzurum

 

KÖYCÜ KİM

İşte bir sevdanın garip yolcusu
KÖYCÜ vatan millet dilin adıdır
Cenub ü garp Kafkas Oltu Şurası
KÖYCÜ bayrak tutan kolun adıdır.

Şehidin kefeni göklerin süsü
Örtüde başlar onun öyküsü
Bağımsız bir devlet kurma arzusu
KÖYCÜ bayraktaki alın adıdır

Vatanı kurtarmak Türk-ün çabası
Avukat savcının fikir babası
Gelinin duvağı ,deseni, süsü
KÖYCÜ dava yazan elin adıdır

Öğretmenin tezi, Aşığın sazı
Hatırıma gelir bak bazı bazı
Bardız'ın meşhurdur kilimi, bezi
KÖYCÜ ilmik ilmik telin adıdır

Dağların çiçeği bahçenin gülü
Bir sevda pınarı bir ümit gölü
Baharın coşarken dağların seli
KÖYCÜ ilme giden yolun adıdır

Dağlarında aslan bağda gonca gül
Hastaya neşterle uzanan bir el
Tanımak istersen örtülüye gel
KÖYCÜ kovandaki balın adıdır

Oğlumun hayali benim sevdalım
Mevla'dan dileğim, tek arzu halim
Bu cennet vatanda, çulsuzum kelim
KÖYCÜ tutunacak dalın adıdır


Fahrettin IŞILDAK

 

Erzurum Gelini

 

Erzurum dedikleri dümdüz bir ova.
Karlar beyaz kuş olmuş, dağları yuva
Anam, adın dilimde sessiz bir dua.
İncinirsin, elinden tutamıyorum.

Bu odalar bir tek senin mi kaderin?
Yüreğine dert olmuş bütün kederin.
Ne kadardı bu yaran, ne kadar derin?