Bu bölüm,dilin tanımı ile birlikte bir dilin ulus
yaşamındaki yerine ve dil kültür ilişkisi içinde
Türkçe’nin tarihi gelişimine kısaca bir bakışı
kapsamaktadır.
Filozof Konfüçyus’a sormuşlar;
“Sizi devletin en üst makamına getirseler,ne
yaparsınız?”
Konfüçyus;
‘’Ülkedeki bütün dil bilginlerini toplar,dili gözden
geçirmelerini isterdim’’, demiş.
Bu cevaba şaşıran insanlar;
‘’Sağlık,ekonomi,eğitim gibi sorunlar dururken neden
dil?’’ diye sormuşlar.
Konfüçyus;
“Bir ulus dilini doğru bilmiyor ve kullanmıyor,
kullanamıyorsa hiçbir kurum görevini yerine
getiremez!...
Hasta derdini,öğretmen dersini anlatamaz, sanık
koltuğunda oturan insan savunmasını yapamaz.
İnsanlar birbirlerini anlamayınca da kargaşa doğar.
Bunu önlemek için dili iyi öğretmeliyiz. Çünkü dil
insanlar arasında anlaşmayı sağlar.”
Konfüçyus’un bu sözlerini düşünüp değerlendirmek
lazım!
A- DİL NEDİR ? DİLİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR ?
Konfüçyus, dilin anlaşmayı sağlayan bir araç
olduğunu belirtmekte fakat biz anlaşmayı sağlayan
araçların hepsine birden DİL
diyemeyiz.
Mutluluk içten bir gülüşle anlatılabilir. Kızgınlık,
çatık kaşlarla ifade edilebilir fakat DİL,
konuşmanın ötesinde yazı ile anlaşmayı sağladığı
kadar geçmişi geleceğe de taşıyabildiği için samimi
bir gülüşle çatık bir kaştan ayrılmaktadır.
Kendi aramızda şifrelerle anlaşmayı sağlayabiliriz.
Bu tür bir anlaşma da dil değildir. Çünkü dilin
kendine özgü kuralları vardır. Dil nasıl doğmuş,
nerede doğmuştur ? Kuralları ne zaman kimler
tarafından belirlenmiştir ? Bu tür soruların
cevapları da hala kesin olarak bilinmiyor. Ancak
kesin olarak bilinen bir gerçek şu ki, dil insanla
birlikte var olmuştur.
İlk çağlarda taşları yontarak silah yapan insan,
günümüzde uzaya uydular göndermektedir. Çağlar
boyunca insanın gösterdiği gelişimi dil de kendi
kurallarını geliştirerek göstermiştir. Bu kurallara
bağlanarak gelişimini sürdüren ve sürdürmekte olan
DİL insan gibi YAŞAYAN CANLI BİR VARLIKTIR.
Dil öncelikle toplumları birleştirerek ulus (millet)
basamağına çıkartan ve bir ulusun kültürünü gelecek
nesillere taşıyan bir köprüdür.
Kısaca DİL ; yazı ve konuşma ile insanların
anlaşmasını sağlayan,ses işaretlerinden oluşan bir
SİSTEM dir.
DİLİN ÖZELLİKLERİ
Dil, ses işaretleriyle insanlar arasında karşılıklı
anlaşmayı sağlar.
Dil, toplumlara ulus (millet) olma bilincini
vererek, o ulusun kültürünü gelecek nesillere taşır.
Dilin, kendine ait kuralları vardır; dil bu kurallar
çerçevesinde gelişen canlı bir varlıktır.
B- DİL-KÜLTÜR İLİŞKİSİ
Sabah erken kalktım sütü pişirdim
Sütün kaymağını yere taşırdım
Burçak tarlasında aklım şaşırdım
Ah ne yaman zormuş burçak yolması
Burçak tarlasında gelin olması
(Burçak Tarlası-anonim türkü)
Ana başta taç imiş
Her derde ilaç imiş
Bir evlat pir olsa da
Anaya muhtaç imiş
(Mani-anonim)
Belimizde kılıcımız kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir.
Dadaloğlu
Yukarıdaki dizeleri Türkleri hiç tanımayan, fakat
Türkçe bilen bir yabancıya okutsak; Türklerin
tarımla uğraştığını, kadınların tarlada çalıştığını,
annenin Türk kültürü içinde çok önemli bir yerinin
olduğunu belirterek, bir dönem padişahlıkla
yönetildiğini söyleyebilir bize. Okuduğu şiirlerden
bu sonuca ulaşması hiç de zor olmasa gerek.
Görülüyor ki, bir ulusun (millet) yaşam
biçimini,dünya görüşünü, yaşadığı toplumsal
çalkantılarını, özlemlerini gelenek ve göreneklerini
DİL aracalığıyla meydana getirilen eserlerden
öğrenebiliriz .
Bu da demektir ki ; DİL,TOPLUMUN
AYNASIDIR.TOPLUMLAR KÜLTÜRLERİNİ ANCAK DİL İLE
GELECEK NESİLLERE AKTARABİLİRLER.
C- DİLİN BİR ULUSUN (milletin) HAYATINDAKİ
YERİ ve ÖNEMİ
Yabancı bir ülkede olduğumuzu düşünelim ve
çevremizde de hiç anlamadığımız bir dille konuşan
yığınla insan olduğunu. Kesinlikle yalnız,
yapayalnız olduğunu düşünür herhalde insan. Hem de
öyle bir yalnızlık ki ! Etrafınızda yüzlerce insan
var fakat siz hiçbirisi ile konuşamıyor ve birisine
olsun derdinizi anlatamıyorsunuz. Konuşamıyor,
kendinizi ifade edemiyorsunuz. Sizi anlayabilecek
hiçbir kimse yok. Bu bir felakettir herhalde!
İşte önce insanı boşlukta asılı kalakalmış gibi bir
yalnızlıktan kurtaran ve gittikçe bir ulus (millet)
olma haline getiren DİL’ in özellikle de ANADİL in
önemi !
Anlaşılıyor ki ; toplumları ulus haline
getiren en önemli öğedir DİL.
Dil ile meydana getirdiğimiz
ninniler,şarkılar,türküler,fıkralar,masallar değil
midir bizi birbirimize bağlayan? Ve yine ;
‘’Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Gençliğim eyvah!...’’
diyen o hüzünlü sesi, DİL değil midir geçmişten bize
taşıyarak bizden de geleceğe götürecek olan ?
D- BAŞLICA DİL GRUPLARI ve TÜRKÇENİN DÜNYA
DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ (Kısaca Bakış)
Dünyada 3000’e yakın DİL olduğu bilinmekte. Bu
dillerin pek çoğunun da birbirine yakın,
benzerlikler taşımakta olduğu.
Örneklemek gerekirse ;
Türkçe-Kazakça-Özbekçe-Türkmence benzerliği gibi...
Hatta bu benzerliğin Almanca Fransızca-İngilizce ve
İtalyanca arasında da olduğu gözlemlenebilir.
Dil bilginleri, dillerin hangi özellikleriyle
birbirlerine benzediğini araştırmışlar ve bu
araştırmaların sonunda da dilleri ikiye ayırmışlar.
Yapı Bakımından Diller Köken Bakımından Diller
Şimdi YAPI BAKIMINDAN DİLLER’ e
örnekle bakacak olursak ;
Örneğin; Türkçe ve İngilizce’de ayni anlama gelen
iki fiil çekimine bakalım.
TÜRKÇE İNGİLİZCE görmek to see
Şimdiki zamanda görüyor see
Di’li geçmiş zamanda gördü saw
Miş’li geçmiş zamanda görmüş seen
Türkçede GÖR kökü değişmedi sadece ek
aldı. İngilizce’de ise see kökü değişerek saw
ve seen şekline dönüştü.
- İngilizce’de olduğu gibi köklerden değişik
şekillere girerek sözcük türeten dillere
ÇEKİMLİ DİLLER
- Türkçe’de olduğu gibi köklere ekler
getirilerek sözcük türeten dillere ise
EKLEMELİ ya da BİTİŞKEN DİLLER
- Japonca’da olduğu gibi tek heceden oluşan
sözcüklerin cümle içinde yerini değiştirerek yeni
sözcükler türeten dillere ise TEK HECELİ
DİLLERdenilmektedir.
Yukarıdaki örneği, YAPI BAKIMINDAN DİLLER’ in daha
iyi anlaşılması için verildiği malumunuzdur. Bu
örneğin amacını kısaca açıkladıktan sonra, Yapısına
Göre Dilleri sıralayabiliriz artık.
1-) YAPI BAKIMINDAN DİLLER
1-a) Çekimli Diller (İngilizce-Arapça vb.)
1-b) Eklemeli Diller (Türkçe vb.)
1-c) Tek Heceli Diller (Japonca vb)
Not : Türkçe’de ekler, sözcüğün sonuna geldiği için
Türkçe Son Eklemeli bir dildir.
2-) KÖKEN BAKIMINDAN DİLLER
Kardeşine benzediğini düşünenler olduğu gibi hiç
benzemediğini düşünenler varsa bile ağzının,gözünün
ya da saçının olsun, bir yerlerinin benzediğini
gizli gizli de olsa mutlaka düşünüyordur .
Örneğin; Ana Türkçe’den ayrılan Macarca ile bugünkü
dilimiz arasında benzerlikler çok azdır. Azeri
Türkçesi ile Türkiye Türkçesinin ortak özelliği çok
fazladır.
Yani Dünyada aynı kökten türeyen pek çok dil vardır.
Bu nedenle dil bilimciler köken bakımından da
dilleri sınıflandırmışlardır.
2-a) Sami Dil Ailesi
Hami-Sami-İbranice
2-b) Bantu Dil Ailesi
Afrika’nın güney bölgesinde ve Ümit Burnu çevresinde
konuşulan diller
2-c) Ural-Altay Dil Ailesi
Türkçe-Macarca vb.
2-d) Çin-Tibet Dilleri
2-e) Hint-Avrupa Dil Ailesi
İngilizce-İtalyanca-Fransızca vb.
Görüldüğü gibi ve sanırım anlaşıldığı üzere,Türkçe
son eklemeli bir dil olduğu gibi Ural-Altay Dil
Ailesinin de bir üyesidir:
E- TÜRK YAZI DİLİNİN TARİHİ GELİŞİMİ (KISA BİR
BAKIŞLA)
Geçmişten günümüze,Türkçe pek çok aşamalardan
geçmiş,pek çok lehçelere ayrılmıştır. Bunun en
önemli nedeni ise Orta Asya Göçleridir.
Türklerin Orta Asya’da kullandıkları Türkçe, Eski
Türkçe’dir. Göktürk Yazıtları ve Uygurca’dan kalan
eserler bu döneme aittir.
Eski Türkçe bilinmeyen bir tarihten başlar ve
11.yy.a kadar sürer. 11.yüzyıldan sonra farklı
coğrafyalarda yaşayan Türkler arasında,Türkçe’nin
lehçelere ayrılmaya başladığı görülür. Bu döneme
‘’ORTA TÜRKÇE’’ denir. 11. yy’ dan 19. yy’ a kadar
devam eden bu dönemde Türkçe, Kuzey Doğu Türkçesi ve
Batı Türkçesi olarak ikiye ayrılır.
19. yy’ da ise Modern Türkçe (Yeni yazı dilleri
devresi) dediğimiz dönem başlar. Bu dönemlere de
topluca bakacak olursak ;
1- ESKİ TÜRKÇE
Göktürkçe
Uygurca
2- ORTA TÜRKÇE (11. yy – 19. yy)
a) Kuzey – Doğu Türkçesi
Kuzey = Kıpçakça
Doğu = Hakaniye (11. yy – 15. yy) – Çağatayca (15.
yy)
b) Batı Türkçesi
Azeri Türkçesi (Azerice)
Anadolu Türkçesi (Oğuzca-Osmanlıca –13. yy – 20. yy
)
Türkiye Türkçesi (20. yy)
NOT : Modern Türkçe döneminde Türkçe
20 yazı diline ayrılmıştır. Bu yazı dillerinin hepsi
burada gösterilmemiştir.
Karaçayca – Nogayca – Başkutça gibi.
F – TÜRKLERİN KULLANDIĞI ALFABELER
Yukarıda dili tanımlarken,anlaşmayı sağladığını ve
ses işaretlerinden meydana gelen bir sistem olduğunu
vurgulamıştık.
ALFABE de,işte bu ses işaretlerinin yazıdaki
şeklidir ve toplumlar yazıyı kullanırken değişik
alfabeler de kullanmışlardır.
Türkler de tarih boyunca değişik alfabeler
kullanmışlardır. İlk alfabenin GÖKTÜRK
alfabesi olduğu bilinmektedir. Orhun Kitabeleri
(Anıtları ya da Göktürk Yazıtları) bu alfabe ile
yazılmıştır. Bu alfabe 38 harften meydana
gelmiş,yukarıdan aşağıya doğru yazılarak
kullanılmıştır.
Türklerin kullandığı ikinci alfabe ise 18 harften
oluşan UYGUR Alfabesidir.
Türkler müslüman olduktan sonra 32 harften oluşan
ARAP Alfabesini kullanmışlardır.
Cumhuriyet döneminde ise LATİN Alfabesine
geçilmiştir. Bu alfabe bilindiği gibi 29 sesten
oluşmuştur.
Toparlarsak ; Türkler tarih boyunca dört değişik
alfabe kullanmışlardır.
Göktürk Alfabesi - 38 Harf
Uygur Alfabesi - 18 Harf
Arap Alfabesi - 32 Harf
Latin Alfabesi - 29 Harf
Sovyetler Birliği kurulduktan sonra, orada yaşayan
Türkler KİRİL alfabesini kullanmışlardır. Ancak Türk
boylarını birbirinden ayırmak için 20 değişik KİRİL
Alfabesi hazırlanmıştır. Günümüzde,Türk
Cumhuriyetlerinde de LATİN Alfabesine geçilmektedir.
G – DİLBİLGİSİNİN BÖLÜMLERİ
Türk Dilini yani GÜZEL TÜRKÇEMİZİ doğru ve
düzgün kullanmak onun cümle kuruluşunu,sözcük
yapısını iyi ve doğru bilmek, tanımakla mümkündür.
Öyle ise ‘’Türkçemizi doğru ve güzel kullanmak için
ne yapmalı nelere dikkat etmeliyiz?’’ ‘’Dilimizin
cümle yapısı nedir,nasıldır?’’ gibi soruların
cevabını araştıran bilim dalıdır da diyebiliriz
DİLBİLGİSİ ne.
Daha derli toplu tanımlamak gerekirse ;
DİLİN YAZMADA ve KONUŞMADA UYULMASI GEREKEN
KURALLARINI ARAŞTIRAN, ÖĞRETEN BİLİM DALINA
DİLBİLGİSİ DENİR.
DİLBİLGİSİNİN AMACI ; Bir ulusu ulus
yapan temel öğelerden biri olan DİL KURALLARINI
gelecek nesillere de taşınacak biçimde öğreterek,
güzel ve doğru kullanımını sağlamaktır.
DİLBİLGİSİ dilin kurallarını araştırırken çeşitli
bölümlere ayrılır. Biz bunu TÜRKİYE TÜRKÇESİ
kısmında Bölüm bölüm ele alarak haftalık
periyodlarla işleyeceğiz.
Bu bölümü, DİLBİLGİSİNİN BÖLÜMLERİ ile şimdilik
sonlayacağız.
DİLBİLGİSİNİN BÖLÜMLERİ
1- SES BİLGİSİ - Fonetik
Dilin ses özelliklerini ve sesle ilgili kurallarını
inceler. Türkçe de 8 ünlü,21 ünsüz vardır.
2- SÖZ DİZİMİ - Sentaks
Dilin cümle kuruluşu ile ilgili kurallarını,sözcük
gruplarını bir araya getiren kalıpları araştırır.
Cümlenin öğeleri gibi
3- YAPI BİLGİSİ - Morfoloji
Dilin sözcük türetme yollarını inceler. Yapısına
göre sözcükler gibi.
4- ANLAM BİLİM - Semantik
Sözcüklerin anlam özelliklerini inceler. Deyim,mecaz
gibi.
5- KÖKEN BİLİM - Etimoloji
Sözcüklerin kökünü araştıran bilim dalıdır.
SÖZCÜKTE ANLAM
SÖZCÜKLERİN ANLAM ÇEŞİTLERİ
a) GERÇEK ANLAM
Sözcüğün tek başına ele alındığında düşündürdüğü
anlam, uyandırdığı izlenim, o sözcüğün gerçek
anlamıdır.
Kimi sözcüklerde tek bir gerçek anlam varken
kimilerinin birden fazla gerçek anlamı vardır. Bu
özellik nedeni ile GERÇEK anlam, TEMEL ve YAN
ANLAM olmak üzere ikiye ayrılır.
Duyunca köpürmek
Boş yere incitmek
Keskin bir bakış atmak
Kirli düşüncelerden kurtulamamak
Elleri uyuşmak
a-1) TEMEL ANLAM
Sözcüğün belirttiği ilk ve asıl anlamdır. Çekirdek
anlam, asıl anlam adı da verilir. Sözcüklerde,
sözcük açıklanırken birinci sırada verilen
anlamdır.
Boğaz : Boynun ön kısmı
Diş : Çene kemiklerine dizilmiş çiğnemeye yarayan
beyaz sert organlardan her biri
Adamcağız çok acı çekti
Söylediği sözler çok acı verdi
Düştüğü durum çok acıydı
Acı günlerini geride bırakmak istiyordu
Biberin tadı diğerlerine göre acı
a-2) YAN ANLAM
Sözcüğün temel anlamına bağlı olarak uyandırdığı
izlenimlerin her biridir. Kullanılış anlamı da
denilir. Anlamı bir kavramlar zincirine benzetecek
olursak, ilk halka temel, diğer halkalar yan
anlamdır.
Boğaz; Bazı nesnelerin ağzına
yakın dar kısmı Diş ; Çark, testere gibi
nesnelerdeki çıkıntılardan her biri
Uzun zamandır orada durmak
Kapının önünde durmak
Söylenen yerde durmak
Saatlerdir lokanta önünde durmak
Gittiği yerde çok durmak
b) MECAZ ANLAM
Sözcüğün gerçek anlamlarından sıyrılarak, başka
bir sözcük ya da kavram yerine kullanılmasıyla
kazandığı anlamdır.
Boğaz tokluğuna çalışmak
Nedensiz diş bilemek
b) TERİMSEL ANLAM
Sözcüklerin bir bilim, meslek, spor ve sanat
dalında özel ve belirli bir kavramı karşılayan
anlamlarıdır.
Faul-ofsayt-penaltı (spor)
Çıkarma-üçgen-açıortay (matematik)
c) ARGO ANLAM
Aynı meslek veya topluluktan kişilerin kullandığı,
özel anlamlar kazanmış sözcüklerin oluşturduğu
dildir.
Sakız ; Yapışkan Matiz Olmak ; Sarhoş olmak
d) ANLAMDAŞ SÖZCÜKLER
Anlam yönünden birbirinin yerini tutabilecek
sözcüklerdir.
NOT. Gerçek anlamdaşı olan
bazı sözcükler aynı cümlede birbirlerinin yerine
kullanılmayabilir.
Gür ve siyah/kara saçları vardı.
Ak/beyaz saçlar yaşlılığın kanıtı mıdır
Alnı ak/beyaz neden utansın
e) SESTEŞ SÖZCÜKLER
Anlamları farklı, sesleri aynı olan sözcüklerdir.
Sesteş sözcükler yalnızca ad anlamlı
olabilecekleri gibi hem ad, hem de eylem anlamlı
olabilir.
Gül : Çiçek adı
Gül : Eylem
Dik : Yatık veya eğik olmayan
Dik : Eylem
Ak : Renk adı
Ak : Eylem
f) KARŞIT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Anlamca birbirinin tam tersi kavramları anlatan
sözcüklerdir.
Dost-düşman/İyi-kötü/Uzak-yakın/Karanlık-aydınlık
NOT . Anlamca ters yönde olup
da karşıt olmayan sözcükler uzak anlamlıdır.
Zayıf sözcüğünün karşıt anlamlısı şişman
sözcüğüdür. Dolgun sözcüğü ise zayıf sözcüğünün
uzak anlamlısıdır.
g) SOYUT ve SOMUT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Duyu organlarının en az biriyle algılanabilen,
zihinde belli bir imgeyi kesin olarak canlandıran
kavramları karşılayan sözcükler somut anlamlıdır.
Varlığı kabul edilen ancak duyu organlarıyla
algılanamayan kavramları karşılayan sözcükler ise
soyut anlamlıdır.
Tek sözcükle anlatılabilecek bir kavramın birden
çok sözcükle anlatılmasıdır.
Derya kuzuları taze mi / Yazarın romanı beyaz
perdeye aktarıldı. / Kaleci meşin yuvarlağı son
anda yakalar.
I DEĞİŞMECE – Mecaz-ı Mürsel
Bir kavramın, benzetme amacı güdülmeden,
bağıntılı, ilgili olduğu başka bir kavramı
karşılayan sözcükle anlatılmasıdır. Bu duruma AD
AKTARIMI da denir ve kavramlar arasında çeşitli
ilişkilere dayanır.
* PARÇA – BÜTÜN İLİŞKİSİ
Saçlarını kestirince gözlerinin ortaya çıkması
(Bir bölümünü)
Atalarımız canlarını hilal uğruna feda ettiler. (
Bayrak)
* İÇ – DIŞ İLİŞKİSİ
Reçeli dolaba koymayı unutmuş (Reçel kavanozunu)
Tencereyi çöpe dökmelisin (Tenceredeki yemeği)
* NEDEN – SONUÇ İLŞKİSİ
Orhan PAMUK’ u daha evvel okudum (Romanlarını)
Mozart’ ı dinlerken kendimden geçiyorum.
(Bestelerini)
* SOYUT – SOMUT İLİŞKİSİ
Bu konu kafamda netleşince söylerim. (Zihnimde)
Türk gençliği ilkelerinden ödün vermez (Genç
insanlar)
i) YAKIŞTIRMA
Öz adı olmayan ya da bilinmeyen varlıkların,
çeşitli yönlerden yakışan sözcüklerle
adlandırılmasıdır. Sözcüklerin yan anlam kazanması
bu yolla gerçekleşir.
Uçağın kanadı kuleye çarptı
Masanın ayağı kırılmış
Makinenin kolunu hızlı çevirmeli
j) EYLEM ve DUYU AKTARIMI
Bir varlığa ilişkin bir eylemin,başka bir varlığa;
duyuya ilişkin kavramın,başka bir duyuya
aktarılmasıdır.
Tatlı sözleri ile gönlümüzü kazandı. (Tatmadan
işitmeye)
Soğuk bakışları sorun olduğunu anlatıyordu.
(Dokunmadan görmeye)
Buraya gelmek aklına nereden esti (Eylem aktarımı)
Onurumu kimsenin ayakları altına sermem (Eylem
aktarımı)
k) GÜZEL ADLANDIRMA
Söylenmesi sakıncalı, ürkütücü ya da hoş olmayan
sözcüklerin yerine onlardan daha güzel olduğu
varsayılan sözcüklerin kullanılmasıdır.
Korkunç bir kazada yaşamını yitirdi. (Öldü)
Gelecekte kötü hastalığın çaresinin bulunacağına
inanıyorum. (Kanser)
İki gün sonra toprağa verilecek. (Gömülecek)
l) GENEL ANLAM ve ÖZELLİKLERİ
Nesneler sınıfının tüm özeliklerini yansıtan
kavramlar, genel; tek bir nesnenin özelliklerini
yansıtan kavramlar özel anlamlıdır. Ancak sözcüğün
genel bir anlam mı, özel bir anlam mı taşıdığı
cümledeki kullanımıyla belirlenir.
Bütün canlıları, hayvanları, köpekleri çok
severim. (Genelden özele)
Menekşeye, çiçeklere, bütün bitkilere ışık ve su
hayat verir. (Özelden genele)
Dağa tırmanmayı seviyor. (Genel)
Bizim köyün yolunu kısaltmak için dağa tünel
yapılacak. (Özel)
m) SÖZCÜKLERDE ÇOK ANLAMLILIK
Bir sözcüğün temel anlamını yitirmeden, temel
anlamıyla ilgili yeni kavramları anlatacak biçimde
kullanılmasıdır. Çok anlamlılık, soyut kavramları
anlatan sözcüklerde görülür. Yan anlamları olan
bütün sözcüklerde çok anlamlılık vardır.
Göz
Temel anlamı ; Görme organı
Yan anlamları ; Suyun gözü (Kaynak), İğnenin gözü
(Delik), Masanın gözü (Çekmece)
n) BENZETME
Bir varlığın herhangi bir niteliğini
belirginleştirmek amacıyla başka bir varlığın
örnek gösterilmesidir. Varlıklar arasında ortak
yön ilişkisiyle söz, etkili ve güçlü kılınır.
Nefret, kezzap gibidir. Ondan uzak durmalısın.
Oturduğu ev sanki mağaraydı.
o) EĞRETİLEME
Bir sözcüğün benzetme ilişkisiyle başka bir sözcük
yerine kullanılmasıdır.
Babam yine kükrüyor (Aslan gibi)
Haberi duyunca uçarak geldim (Kuş gibi)
Meşin eldivenlerimiz üç madalya kazandı
(Boksörlerimiz)
ö) ABARTMA
Bir sözcüğün etkisini güçlendirmek amacıyla ya
olmayacağı biçimde, ya da olduğundan az veya çok
gösterilmesidir.
Bu işin de üstesinden gelir, gözünü budaktan
sakınmaz.
Sesleri duyunca yüreğim ağzıma geldi.
p) DEĞİNMECE - DEĞİŞMECE
Bir sözcüğün hem gerçek, hem de değişmece anlamını
çağrıştıracak biçimde kullanılmasıdır.
Bir günde dört kapı yaptı. - (Dört kapı imal etti,
gerçek anlamı
(Dört yere gitti – Değişmece)
Adamın yüzü kızardı. – (Yüzünün rengi değişti ,
gerçek anlamı)
(Utandı – Değişmece anlamı)
q) YANSIMA SÖZCÜKLER
Ses taklidi yoluyla doğadaki seslerden türetilen
sözcüklerdir.
Anlatımın gücünü arttırmak, anlamı pekiştirmek
amacıyla aynı sözcüğün yinelenmesi, aralarında ses
veya anlam ilgisi bulunan iki sözcüğün yan yana
kullanılmasıdır. İkilemeyi oluşturan sözcükler
arasında çeşitli ilgiler vardır.
* Ayni sözcüğün yinelenmesiyle
Buzlu buzlu sulardan doya doya içti
* Yakın anlamlı sözcüklerin kullanılmasıyla
İlacı içince ağrı sızı kalmadı
* Karşıt anlamlı sözcüklerin kullanılmasıyla
Onunla iyi kötü günler yaşadık
* Bir sözcüğü anlamlı olan ikilemeler
Eski püskü arabayla oraya gidemezsiniz
* İki sözcüğü de tek başına anlamlı olmayan
ikilemeler
Bunun da ıcığını cıcığını çıkardın
r) DEYİMLER
En az iki sözcüğün gerçek anlamlarından sıyrılarak
bir varlığı, bir durumu daha etkili ve güçlü
biçimde anlatmasını sağlayan kalıplaşmış
sözlerdir.
Deyimlerin biçimsel ve anlamsal özellikleri
vardır. Bu özellikler onların diğer kalıplaşmış
sözlerle karşılaştırılmasını engeller.
Kısa ve öz anlatımlıdırlar. Yol gösterici veya
öğüt verici özellikleri yoktur.
GÖZE GELMEK
Deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri
değiştirilemez, sözcükler anlamdaşlarıyla yer
değiştiremez.
Kafa tutmak – Baş tutmak olmaz.
Deyimler çoğunlukla mastar halinde bulunur. Zaman
ekleriyle kişilere göre çekimlenebilirler.
Dönmesini dört gözle bekliyorum.
Deyimi oluşturan sözcükler az veya çok gerçek
anlamlarından sıyrılmıştır.
Bu iş gerçekleşirse köşeyi döneriz.
s) ATASÖZLERİ
Uzun denemeler ve gözlemler sonucu söylenmiş,
toplumun malı olmuş, söyleyeni belli olmayan,
genel kural niteliği taşıyan, kalıplaşmış
sözlerdir.
Derdini söylemeyen derman bulamaz.
Taşıma su ile değirmen dönmez.
Kardeş kardeşi atar, yar başında tutar.
* Atasözlerinin biçimsel ve anlamsal özellikleri,
onların – özellikle – deyimlerle karıştırılmasını
önler.
* Deyimler gibi kalıplaşmış sözlerdir.
* Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, hiçbir
sözcüğün yerine anlamdaşı kullanılmaz.
* Kısa ve özlü sözlerdir.
* Yol gösterici, öğüt verici; gelenekleri,
inançları, doğa olaylarını anlatan, genel kural
özelliği taşıyan sözlerdir. Deyimler gibi anlık
değildir.
* Deyimlerde olduğu gibi sözcükler gerçek
anlamlarıyla kullanılmazlar. Ancak çok az sayıdaki
atasözünün kalıplaşmış anlamı sözcüklerin gerçek
anlamıyla aynı doğrultudadır.
ANLAM ÖZELLİKLERİ İLE İLGİLİ TAMAMLAYICI
BİLGİLER
* Anlam Daralması
Sözcüğün önceden pek çok kavramı karşılarken
zamanla birini karşılayacak şekilde
kullanılmasıdır.
YEMİŞ ; Bütün meyveler – Geniş
İNCİR ; Dar anlamlı
* Anlam Genişlemesi
Sözcüğün zamanla yeni anlamlar kazanmasıdır.
ÖDÜL ; Güreşçilere verilen armağanlar – Dar –
Özendirici bütün armağanlar – Geniş –
* Anlam Kayması
Yeni bir kavramı karşılayacak şekilde sözcüklerin
gerçek anlamlarından sıyrılarak kalıplaşmasıdır.
Bileşik sözcüklerde genellikle bu özellikler
vardır.
İmambayıldı ; Sözcükler gerçek anlamlarından
sıyrılmış bir yemeğin adı olmuştur.
* Öznel ve Nesnel Anlam
Sözcüğün anlamları kişiden kişiye değişiyorsa,
öznel; değişmiyorsa, nesneldir.
Çekiç ; nesnel / Utanç ; öznel
SES BİLGİSİ ve
YAZIM KURALLARI
A) Ünlü Uyumları
B) Ünsüz Değişmeleri
C) Ses Olayları
D) Yazım Kuralları
Bir dilin seslerini ve seslerle ilgili
özelliklerini inceleyen dilbilgisi dalına
SES BİLGİSİ (Fonetik) denir.
Dilimizde sesleri karşılayan 8 ünlü
(sesli), 21 ünsüz (sessiz) harf vardır.
Sesler heceleri, heceler de sözcükleri
oluşturur. Ünlülerin hece değeri vardır.
Ünsüzlerin hece değeri yoktur. Sözcükteki
ünlü sayısı hece sayısını belirler.
ÜNLÜLERİN ÖZELLİKLERİ
DÜZ
YUVARLAK
Geniş
Dar
Geniş
Dar
KALIN
a
ı
o
u
_0 NCE
e
i
ö
ü
ÜNSÜZLERİN ÖZELLİKLERİ
SERT
YUMUŞAK
SÜREKLİ
f, h, s, ş
ğ, j , l , m , n , r , v , y , z
SÜREKSİZ
ç, k, p, t
b , c , d , g
ÜNLÜ UYUMLARI
1- Büyük Ünlü Uyumu : Türkçe
bir sözcüğün ilk hecesinde ince ünlü varsa,
diğer hecelerinde de ince; kalın ünlü varsa,
diğer hecelerinde de kalın ünlü
bulunmasıdır.
İlk Hece Sonraki Hece
Kalın Kalın
(a, ı, o, u) (a, ı, u)
İnce İnce
(e, i, ö, ü) (e, i, ü)
2- Küçük Ünlü Uyumu : Türkçe
sözcüklerde, her düz ünlüyü düz ünlüler;
yuvarlak ünlüleri de ya düz geniş (a, e) ya
da dar yuvarlak (u, ü) ünlüler izler. Küçük
ünlü uyumuna ‘’Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu’’ da
denebilir.
İlk Hece Sonraki Hece
Düz Düz
(a, e, ı, i) (a, e, ı, i)
Yuvarlak Dar-Yuvarlak, Düz-Geniş
(o, ö, u, ü) (a, e, u, ü)
* ‘’O, ö’’ sesi yalnızca ilk hecede bulunur;
sonraki hecelerde bulunmaz.
* ‘’-yor’’ ekindeki ‘’o’’ sesi bu kuralı
bozar. (Bilmiyor – Gülmüyor...)
* Kamyon , radyo, doktor, horoz, motor,
sözcükleri Türkçe değildir.
* Çamur, yağmur, tavuk, kabuk, kavun, gibi
sözcükler Türkçe olmalarına karşın küçük
ünlü kuralına uymaz.
DİKKAT ; Bileşik sözcüklerde
ünlü uyumu aranmaz; gerekirse her sözcükte
ayrı ayrı aranır.
* Ünlü Uyumları Türkçe Sözcüklerde Aranır.
‘’ Kalem, cihan, adalet, şükran, insan,
mecmua....’’ sözcükleri yabancı kökenli
olduğu için bu kuralın dışındadır.
* Anne, elma, kardeş, hangi sözcükleri
(ana-alma-kardaş-kangı) gerçek biçimlerinden
uzaklaştıkları için büyük ünlü uyumuna
aykırı gibi görünürler. Bu sözcükler
Türkçedir.
BÜYÜK ÜNLÜ UYUMUNA UYMAYAN EKLER
- yor = geliyor, seviyor, gülüyor
- ken = koşarken, ağlarken, bakarken
- ki = yukarıdaki, ondaki, dosyadaki
- leyin= akşamleyin, sabahleyin
- imtrak=yeşilimtrak, ekşimtrak
- daş = gönüldaş, ülküdaş
ÜNSÜZ DEĞİŞMELERİ
1- Ünsüz Yumuşaması : Sözcüğün
sonundaki p, ç, t, k, ünsüzlerinin, ünlü ile
başlayan ek aldıklarında b, c, d, g, ğ
ünsüzlerine dönüşmesidir.
Kürek + i = Küreği Umut + u = umudu
Çorap + ı = Çorabı Sevinç + i = Sevinci
* Tek hecelilerin ve –t ekiyle türemiş
sözcüklerin çoğu bu kurala uymaz.
Sırt + ı = Sırtı Sap + ı = Sapı
Anıt + a = Anıta Yakıt + ın = Yakıtın
* Yabancı sözcüklerin çoğunda da aynı durum
vardır.
Millet + in = Milletin Saat + e = Saate
1- Ünsüz Sertleşmesi :
Dilimizdeki ; c, d, g, ünsüzleriyle başlayan
eklerin sert ünsüzlerle biten sözcüklere
eklendiklerinde ; ç, t, k ünsüzlerine
dönüşmesidir.
çiçek + ci = çiçekçi sert + ce = sertçe
beş + de = beşte sus + gun = suskun
hafif + dir = hafiftir dolap + dan =
dolaptan
ağaç + da = ağaçta külah + cı = külahçı
* Bileşik sözcüklerde diğer kuralların yanı
sıra bu kuralın da aranmaması gerekir ;
Akdeniz, üçgen, akciğer
SES DÜŞMESİ
1- Ünlü Düşmesi : İki heceli
olup ikinci hecesinde dar ünlü (ı, i, u, ü)
bulunan sözcüklere ünlüyle başlayan
A- Akıl-ı = Aklı
Şehir-i = Şehri
Beyin-imiz = Beynimiz
1- Cümlelerin ilk sözcüğünün başında
kullanılır
2- Dizelerin ilk sözcüğü de büyük harfle
başlar.
3- Her türlü özel adın başında kullanılır
4- Özel adlarla kullanılan lakaplar ve
unvanlar, büyük harfle başlar
5- Belli bir tarih bildiren ay ve gün adları
büyük harfle başlar
6- Ulusal ve dinsel bayramlarda, bayram
niteliği kazanmış günlerin adları büyük
harfle başlar
7- Dünya,güneş,ay sözcükleriyle gezegen
adları gökbilim ve coğrafya terimi olarak
kullanıldıklarında büyük harfle başlar.
8- Gazete,dergi,kitap adlarının ve yazı
başlıklarının her sözcüğü büyük harfle
başlar
9- Yazışmalarda hitaplar ve adresler büyük
harfle başlar
10- Yön bildiren adlar ve ‘’aşağı, orta,
uzak, iç, eski’’ gibi sözcükler özel adlarla
kullanıldıklarında büyük harfle başlar. Orta
Anadolu / Güney Avrupa / Aşağı Ayrancı /
Küçük Menderes / Eski Kızılelma
11- Levhalar ve açıklama yazıları
12- Özel adlardan türetilen sözcükler
13- Bir tür adıyla oluşan özel adların ilk
harfi büyük olur. Lozan Anlaşması / Kurtuluş
Savaşı gibi.
ÖZEL ADLARIN YAZIMI
* Özel adlar büyük harfle başlar ve çekim
ekleri kesme işaretiyle ayrılarak yazılır
Belediye Atatkule’yi satacakmış.
* Özel adlara getirilen yapım ekleri kesme
işaretiyle ayrılmaz.
On bir yıldan sonra artık Ankaralı
sayılmalıyım.
* Eklendiği sözcüğe ulus veya aile anlamı
katan ‘’-ler’’ eki kesme işaretiyle
ayrılmaz.
İngilizler 1. Dünya Savaşı’nda gerçek
yüzlerini gösterdiler.
Leylalar yarın dönecek mi?
BİLEŞİK EYLEMLERİN YAZIMI
1. Yardımcı eylemle bir ad soylu sözcükten
kurulan bileşik eylemler bazen bitişik,
bazen de ayrı yazılır.
Ad soylu sözcükte ses düşmesi veya türemesi
olursa, bitişik yazılır.
Kendini günlerce eve (hapsetti)
Onu görünce sevineceğini (zannediyorum)
Ad soylu sözcükte ses düşmesi veya türemesi
olmazsa, ayrı yazılır.
Hiçbir şey onu (teselli etmedi)
Herkes bu olaydan (söz ediyor)
2. İki eylemden oluşan özel bileşik eylemler
bitişik yazılır ;
1- Bağlaç olan ‘’Kİ’’ , ayrı yazılır ; Ağır
git ki yol alasın
Ki bağlacı birkaç sözcükte kalıplaşmış
olarak bitişik yazılır ; mademki / sanki /
halbuki / oysaki
2- -Ki eki sözcüğe bitişik yazılır ve ünlü
uyumlarına uymaz
Geçmişteki hatalardan ders almalıyız.
Onunki buluttan nem kapmak
* Birkaç sözcükte –ki eki küçük ünlü uyumuna
uyar ;
O günkü , dünkü , öbürkü
‘’DE’’ BAĞLACININ VE ‘’-DE’’ EKİNİN
YAZIMI
1- Bağlaç olan DE, ayrı yazılır; kendinden
önceki sözcüğün son ünlüsüne göre büyük ünlü
uyumuna uyar.
Geleceğimi biliyordu da beklememiş.
Çiçek de çocuk gibidir.
2- Ek olan –de, sözcüğe bitişik yazılır;
büyük ünlü uyumuna uyar.
Sobada pişirilen güvecin tadına doyum olmaz.
Törende konuşmak istemiyormuş
* Sert ünsüzle biten sözcüklere eklenen –de
ekinin ünsüzü sertleşir.
Bu saatte kimseyi bulamayız
Güneşte fazla kalınca bayılmış.
‘’Mİ’’ NİN YAZIMI
* Her zaman kendinden önceki sözcükten ayrı
yazılan ‘’mi’’, büyük ve küçük ünlü
uyumlarına uyar.
Annenin söylediklerini duydun mu ?
Gazete aldın mı ?
İlaçlarını içtin mi?
* Cümleye soru anlamı katılmadığında da Mİ ,
kendinden önceki sözcüğe bitişik yazılmaz;
cümlenin sonuna da soru işareti konulmaz.
Bebek annesini gördü mü gülüyor.
İnsan direndi mi her güçlüğü yener.
KISALTMALARIN YAZIMI
1- Kurum ve kuruluş adları, her sözcüğün ilk
harfi alınarak ve büyük yazılarak
kısaltılır.
Türk Dil Kurumu / TDK Devlet Su İşleri / DSİ
Bu kısaltmaların sonuna nokta koymak
yanlıştır.
Kısaltmaya getirilen ek, son harfle
uyumludur ve kesme işareti ile ayrılır.
Sonunda ODTÜ’yü kazandı
2- Bileşik sözcükler, ilk sözcüğün ilk üç
harfiyle ikinci sözcüğün ilk harfi alınarak
ve sonuna nokta konularak
kısaltılır.
Anlambilim = anlb.
Dilbilim = dilb.
3- Diğer sözcükler, ilk harfleri, ilk iki
veya ilk üç harfleri alınarak ve sonuna
nokta konularak kısaltılır. Özel adların
kısaltması büyük harfle başlar.
Cilt = c. Sayfa = s. İstanbul = İst. Ankara
= Ank.
* Makam ve san bildiren sözcüklerin
kısaltmaları da büyük harfle başlar.
Dr. Ayhan DEMİR
Binb. Yücel ÖZDEN
SAYILARIN YAZIMI
Sayılar yazıyla ya da rakamla yazılır.
Sayıların ne zaman yazıyla, ne zaman rakamla
yazılacağı, uygulamadaki ilkelerle
belirlenmiştir.
* Bilimsel olmayan, kesinlik aranmayan
yazılarda sayılar yazıyla gösterilir.
Ayni okulda iki yıl birlikte çalıştık.
* İki ya da daha çok rakamlı sayılar yazıyla
gösterildiklerinde birbirinden ayrı yazılır.
Yemeğe on beş kişi katıldık.
* Bilimsel yazılarda, kesinlik aranan
konularda sayılar rakamlarla yazılır.
Ankara-İstanbul arası 486 Km.dir.
* Rakamlarla yazılan sayılardan sonra gelen
ekler, kesme işaretiyle ayrılır.
Ankara’ya 1980’de geldi.
* Çok basamaklı büyük sayıların ana
basamaktan sonraki basamakları sayıyla
gösterilebilir.
Bu evler 5 Milyara satılıyor.
* Parayla ilgili işlemlerde – araya ekleme
yapılmasını önlemek amacıyla – sayılar,
yazıyla yazılırken bütün basamakların
bitişik yazılması yaygın bir kuraldır.
Beşyüzbin – üçyüzellimilyon
TARİHLERİN YAZIMI
Yıl bildiren sayılarda yalnızca Arap
rakamları kullanılır. Ayları göstermede Arap
veya Romen rakamları kullanılır.
Günlerde yalnızca Arap rakamları kullanılır.
Gün, ay, yıl bildiren rakamların arasında
nokta kullanılır.
20. 12. 1995 / 27. VI. 1984
* Aylar yazı ile de gösterilebilir. Böyle
yazılan tarihlerde gün, ay, yıl arasında
nokta kullanılmaz.
27 Mart 1996
* Tarihlere gelen ekler kesme işaretiyle
ayrılır.
Arabası 20 Nisan 1996’da teslim edilecek.
YABANCI SÖZCÜKLERİN YAZIMI
* Yabancı sözcükler, Türkçede söylendikleri
gibi yazılır. Ancak şu özelliklere dikkat
edilir.
1- Başında iki ünsüz bulunan yabancı
sözcüklerin ya da sonunda iki ünsüz bulunan
kimi yabancı sözcüklerin yazımında
ünsüzlerin arasına ünlü konulmaz. ; fren,
kristal, program, staj, lüks, film,
militarizm, şart, mest
* Sonunda iki ünsüz bulunan kimi yabancı
sözcüklerin bu ünsüzleri arasında ünlü
vardır.
Ritim, cisim, ilim
2- Yabancı sözcüklerin iç sesindeki ‘’g’’
ler, ‘’ğ’’ ye çevrilmez; biyografi,
daktilografi, dogmatizm, diyagram,
kardiyografi , magma, paragraf, program, (Proğram
değil)
Bununla birlikte yerleşmiş kimi eski
sözcüklerde iç sesteki g’lerin ğ’ye
dönüştüğü görülür. Coğrafya, fotoğraf gibi.
* Yabancı sözcüklerin sonunda bulunan ‘’g’’
ler de , yukarıdaki örneklerde olduğu gibi
korunur.
Arkeolog, biyolog, diyalog, katalog, jeolog,
pedagog, Türkolog
3- Yabancı sözcüklerde, yan yana bulunan
ünlüler arasına genellikle, v, y, ünsüzleri
girmez; Arkeolog, ideal, realizm, jeolog,
meteoroloji...
YABANCI ÖZEL ADLARIN YAZIMI
* Özel adların, kendilerine özgü
yazılımlarını korumak gerekir. Ancak, bütün
dünya ayni yazıyı kullanmadığı için , her
ulusun dilinde geçen özel adları kendi
abcmizle yazma olanağı yoktur.
1- Latin abecesi kullanan uluslarla ilgili
özel adların özgün yazımları, gerekli
görülen durumlarda korunur.
Shakespeare, New Orleans, Newton, Edward,
Chateaubriand, Greenwich, Bordeaux,
Descartes, Mary...
* Yabancı adların yazımında harfler
üzerindeki işaretler, olanaklar ölçüsünde
korunur. ; Moliere, Merimiee
* Ancak, bu özel adların okunuşları, metinde
geçtiği ilk yerde ayraç içinde gösterilir.
Shakespeare (Şekspir) gibi. Bu harflerin
okunuşlarını gösteren sözcüklerin baş
harfleri de büyük yazılır.
2- Latin harfleri kullanan ülkelerden
dilimize, asıllarından başka türlü
söylenişle girmiş olan özel adlar,bu
söylenişe göre yazılır. Marsilya (aslı
Marseille) Londra (aslı London)
3- Latin abecesinden başka bir abece
kullanan uluslardan alınan özel adlar
Türkçede söylendiği gibi yazılır. Konfüçyus,
Bağdat, Rimski, Korsakof, Tolstoy, Pekin....
4- Yabancı adlardan gelip anlamca
genelleşerek terim niteliği kazanmış adlar,
Türkçede söylendiği gibi ve küçük harflerle
yazılır. Amper, giyotin, volt, vat, kolonyo,
röntgen, jilet, kanarya....
BİLEŞİK YA DA BİRKAÇ SÖZCÜKLÜ ÖZEL
ADLARIN YAZIMI
1- Birkaç sözcükten oluşan adlar ve
soyadları bitişik yazılır.
Ad ve soyadları ayrı yazılır. Adların ve
soyadların yazımı nüfus cüzdanındaki
biçimlerine bağlıdır.
2- İl, ilçe, bucak ve köy adlarının
yazımında, devletçe belirlenmiş biçimlere
uyulur. Bunlarda da uygulanan yöntem, birkaç
sözcükten oluşan adların bitişik yazılması
yöntemidir.
3- Kavramı kendi başına bildiremeyip ancak
bir tür adı ile tamamlanan özel yer
adlarından tür adı ayrı olmak üzere, her iki
sözcük de büyük harfle başlatılır.
Ağrı Dağı – Eğridir Gölü – Van Gölü – Gülek
Geçidi – Konya Ovası – Manavgat Çayı
4- Bunlar gibi, deniz, dağ, köy, göl, su,
ırmak adlarıyla tamamlanıp kalıplaşmış ve
ileriden beri bitişik yazılagelmiş özel yer
adları da vardır.
Akdeniz – Karadeniz – Kızılırmak – Göksu –
Uludağ – Kavaklıdere – Halıdere – Pamukova –
Sivrihisar
5- Bir tür adı ile oluşan tarihsel olay
adlarının her sözcüğü ayrı yazılır ve her
sözcük büyük harfle başlatılır.
Kurtuluş Savaşı – Lozan Antlaşması –
Başkumandanlık Meydan Savaşı – Kavimler Göçü
- Haçlı Seferleri
6- Bir özel adla tür adından kurulan devlet,
kurum adları da ayrı yazılır ve her sözcüğü
büyük harfle başlatılır.
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Barajı ,
Osmanlı İmparatorluğu
7- Bir özel ad ve bir tür adı ile yapılmış
olan tür adlarında, tür gösteren ikinci
sözcük küçük harfle yazılır.
Ankara keçisi – Van kedisi – Amasya elması –
Oltu taşı – Mustafabey Armudu
8- Bir olayı, bir kişiyi yaşatmak için bir
yere , kuruma verilmiş olan özel adlar ,
aslına uygun olarak ve büyük
Harflerle başlatılarak yazılır.
Namık Kemal Okulu – Gazi Osman Paşa
Mahallesi – Şehit Adem Yavuz Sokağı – İsmet
İnönü Meydanı